|
Maddenin
Gerçeğinin Kavranması İnsanları İman Etmeye Yöneltecektir
Hayatı boyunca
ruhuna gösterilen görüntüleri izlediğini fark eden insanlar, hem
ruhlarını hem de kesintisizce devam eden bu görüntüleri yaratanın
Allah olduğuna kesin olarak inanacaklardır.
Bazı insanların, maddenin sırrını
kabul etmemekteki ısrarlarının bir nedeni de, Allah'ın büyüklüğünü
ve azametini kavrayıp kendi hiçliklerini kabul etmek istemeyişleridir.
Ama bu insanlar kabullenmek istemeseler de ortada tartışmasız bir
gerçek vardır: Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır ve
O'nun tecellisidir. Tek mutlak varlık Allah'tır ve Allah'ın yarattığı
diğer varlıklar mutlak değildir, birer görüntüdür. Allah'ın yarattığı
görüntüleri seyreden "ben"ler, yani insanlar, Allah'tan
birer ruhturlar.
Bu ilim ve bu büyük sır kavrandığı
takdirde insanların bilinçleri keskin bir netliğe kavuşacak, üzerlerindeki
manevi pus ortadan kalkacaktır. Anlayan herkes Allah'a gönülden
teslim olacak, Allah'ı çok sevecek ve O'ndan çok korkacaktır. Bununla
birlikte insanların üzerindeki kibir, kendini beğenmişlik hislerinin
yerini tevazu ve mahcubiyet alacaktır. Allah'ın insanlardan istediği
de budur. Bu çarpıcı gerçeği anlayanlar yeni bir bakış açısı kazanacak,
yepyeni bir hayata başlayacaklardır. Böylece Allah'ın kudretini
gereği gibi takdir edecekler ve "Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla
takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucundadır;
gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından
münezzeh ve yücedir." (Zümer Suresi, 67) ayetinde söz edilen
kişilerden olmaktan uzaklaşacaklardır.
Bir insanın sahip olduğu sandığı herşeyi,
evi, arabası, ailesi, işi ve tüm dostları beyninin içinde
meydana gelen his ve görüntülerden ibarettir. Bu gerçeği kavrayan
bir insan, her şeyin tek sahibinin, bu görüntüleri beyninde
yaratan Allah olduğunu anlar. Dünya hayatına hırsla bağlı
olan insanlar bu nedenle bu gerçekten çok büyük bir korku
duyarlar.
|
Maddenin
Gerçeğini Bilmek Dünya Hırsını Ortadan Kaldırır
Buraya kadar anlattığımız
konu, yaşamınız boyunca size anlatılmış en büyük gerçeklerden biridir.
Çünkü tüm maddesel dünyanın gerçekte bir "gölge varlık"
olduğunu ispatlayan bu konu, Allah'ın varlığının ve yaratışının
kavranmasının, O'nun yegane mutlak varlık olduğunun anlaşılabilmesinin
anahtarıdır. Aynı zamanda hem insanın ne kadar aciz olduğunun ilmi
ve redd
edilemez bir ispatıdır, hem de Allah'ın muhteşem
sanatının bir tecellisidir. Bu nedenle de bu ilim insanları iman
etmeye mecbur etmekte, iman etmemeyi imkansız hale getirmektedir.
Bazı insanların bu gerçekten kaçmalarının ana sebebi de budur.
Burada anlatılanlar, tıpkı
bir fizik kanunu veya bir kimya formülü kadar kesin gerçeklerdir.
İnsanlar yeri geldiğinde en zor matematik problemlerini bile çözebilmekte,
anlaşılması çok zor görülen pek çok konuyu kavrayabilmektedirler.
Ama aynı kişilere, maddenin, insanların zihinlerinde oluşan bir
görüntüden ibaret olduğu, maddenin aslıyla hiçbir şekilde muhatap
olamayacakları anlatıldığında, bunu bir türlü anlamaya yanaşmamaktadırlar.
Bu, son derece "abartılı" bir anlayışsızlık durumudur.
Çünkü burada anlatılan konunun kavranması, tıpkı bir insanın, "iki
çarpı iki kaç eder?", "kaç yaşındasın?" gibi sorulara
vereceği cevaplar kadar kolaydır. Dünyayı nerede gördüğünü hangi
bilim adamına, hangi nöroloji profesörüne sorsanız size "tabii
ki beynimde" diye cevap verecektir. Hatta, bu gerçeği lise
biyoloji kitaplarında dahi bulabilirsiniz. Ancak tüm bu açıklığa
rağmen, maddesel dünyayı beynimizde algıladığımıza dair bilgi ve
bu bilginin insanı ulaştırdığı sonuçlar görmezlikten gelinebilmektedir.
Bilim tarafından ispatlanmış en önemli gerçeklerden birinin insanların
gözünden bu kadar büyük bir titizlikle saklanması büyük bir olaydır
aslında.
İnsanların, bütün
bilimsel gerçekleri kolaylıkla kabul edip, bu gerçekten bu kadar
çok korkup kaçmalarının temel sebebi ise, maddenin gerçeğini öğrenmenin
tüm insanların hayata bakış açılarını temelinden değiştirecek olmasıdır.
Maddeyi ve kendilerini mutlak varlık olarak kabul edenler ve tüm
hayatlarını buna bağlı olarak kuranlar, bir anda kendilerinin, eşlerinin,
çocuklarının, sahip oldukları tüm servetin bir hayal olduğunu anlayacaklardır.
İşte insanların bu gerçekten bu kadar korkmalarının, anladıkları
halde anlamazlıktan gelmelerinin, bir ilkokul çocuğunun dahi kolaylıkla
kavrayabileceği bir gerçeği son derece anlamsız itirazlarla yok
etmeye çalışmalarının ardında yatan neden, bu dünya hırslarını kaybetme
korkusudur.
Mallara,
oğullara, dünyanın geçici süslerine hırsla bağlı olan biri için
bu gerçekten de büyük bir korku sebebidir. Çünkü bu gerçeği anladığında,
daha ölmeden ölmüş, malını ve canını teslim etmiş olacaktır. Allah
"Eğer sizden onları(n tümünü) isteyip sizi çıplak bırakacak
olursa, cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış
olur." (Muhammed Suresi, 37) ayetiyle, insanlardan tüm mallarını
istediğinde onların nasıl direneceklerini ve cimrilik ederek kinleneceklerini
bildirmektedir. Bir insan maddenin gerçeğini öğrendiğinde ise, zaten
malının, canının Allah'a ait olduğunu, verecek veya vermemekte direnecek
bir şeyi olmadığını anlayacak, ölmeden önce herşeyiyle Allah'a teslim
olacaktır. Samimi iman edenler için bu bir güzellik, şeref ve Allah'a
yakınlığa bir vesiledir. İmansız veya zayıf imanlı insanlar ise,
bu güzelliği fark edemedikleri için bu gerçeği büyük bir ısrarla
reddederler.
Beyinde
Bir Görüntü Olan Fabrika, Yat ve Arsaların, Kendilerini Boşa Üzen
Sahipleri
Şimdi, hayatı boyunca zengin olmanın
hırsını yaşamış, genç yaşından itibaren gece gündüz çalışmış, "herşeyi
alnımın teriyle kazandım" diyen bir fabrika sahibinin içinde
bulunduğu gafil durumdan örnekler vererek çok önemli bir gerçeği
anlatacağız.
Burada söz edeceğimiz kişi orta yaşlarını
geçmiş, iyi okullarda okuttuğu kız ve erkek çocukları olan, birkaç
araba, yat, birçok ev ve arsanın sahibidir. Bu adam, dünya hayatında
-kendince- övünebileceği herşeye sahiptir.
Yine kendi düşüncesine
göre, dünya hayatında bir insanın amaç edinebileceği herşeyi elde
etmiştir. Maddi zenginliği ile birlikte büyük bir itibar görür.
Sabahları kendisine hizmet eden hizmetçilerinden arabasının kapısını
açarak önünde eğilen şoförüne, şirket binasına girerken kendisini
saygıyla selamlayan güvenlik görevlilerinden şirketten içeri girdiği
andan odasına gidene kadar "hazırola geçen" şirket çalışanlarına
kadar kendisini tanıyan herkesin gözünde büyük bir itibar, mevki
ve makam sahibidir.
Büyük bir holdingin sahibi evleri,
son model arabaları, önünde eğilen, kendisine saygı duyan
çalışanları olan bi insan, gerçekte sahip olduğu herşeyi beyninin
içinde bir görüntü olarak görür. Sahip olduğu itibarı da yine
beyninin içinde meydana gelmektedir. Çok ciddi ve önemli olduğunu
düşündüğü, zamanının büyük bir kısmını ayırdığı işi, iş arkadaşlarıyla
yaptığı toplantılar, aldığı kararlar da yine beyninde meydana
gelen görüntülerdir.
|
Çok yüksek mevkilerde ve
önemli yerlerde çok yakın dostları ve çevresi vardır. Her gün toplantıdan
toplantıya koşar, birçok derneğin ve kuruluşun üyesi ve hatta başkanıdır.
Bir gün içinde yüzlerce kişiye emir verir. Bankasında ve özel kasasında
sayamayacağı kadar çok parası, hisse senedi, tahvili bulunur. Ara
sıra bunları sayarak, daha da çok tatmin bulur, gururlanır, övünür.
Özellikle herşeyi tek başına, çalışarak elde ediyor olması, bütün
hayatını adamış olduğu kazançlara ulaşmış olması ona büyük bir tatmin
ve güven duygusu verir.
Bir gün, arkadaşlarıyla
bir yat gezisindeyken, bir kişi yanına gelir ve ona şunları söyler:
"Şu anda burada gördüğün bütün insanlar, bu yat, deniz, fabrikaların,
evlerin, emrinde çalışan insanlar... Bunların hepsi senin beyninde
meydana gelen görüntülerdir. Bunların senin beyninin dışında asılları
var mı, yok mu, bilemezsin. Beynine giden sinirler kesilse, bu yat,
yattaki insanlar, onların sesleri, konuşmaları, denizin kokusu,
içtiğin meyve suyunun tadı, kısacası herşey bir anda yok olur. Bunların
hepsi ve senin dünya hayatın boyunca sahip olduğun herşey, zihninde
meydana gelir. Evlerinin, arabalarının, yatının, fabrikanın, şirketinin
rüyanda sahip olduğun mallardan hiçbir farkı yoktur. Tıpkı, gece
rüyanda özel uçağınla Avrupa'ya gittiğini görmen, ancak sabah uyandığında
ne bir uçağının olup ne de Avrupa'da bulunup, kendini yatağında
bulman gibi. Peki, bu hayatım dediğin uykundan da bir gün uyanıp,
kendini bambaşka bir yerde, bu hayatına dair görüntüleri izlerken
bulmayacağından nasıl emin olabilirsin?"
Bu zengin adam, kendisine
anlatılanlara şiddetle karşı çıkacaktır. Kendisine bu gerçeğin bilimsel
delilleri bütün açıklığı ile anlatılsa ve kendisi de bunu anlasa
dahi, gerçeği kabullenmekten kaçacaktır. Çünkü, kendi aklına göre,
sahip olduğu herşeyin rüya gibi bir hayal olduğunu kabul etmesi,
bütün hayatı boyunca bir hayalin peşinden gittiğini kabul etmesi
demek olacaktır. O zaman, bu insanın övündüğü, böbürlendiği, kibir
yaptığı herşey bir hayaldir. Bu, bir insanın rüyasında zengin olup,
bu hayali zenginliği ile insanlara hava atması kadar insanı küçük
ve akılsız duruma düşürecek bir durumdur.
Aynı insan parasını büyük bir hırsla
saydığında aslında beynindeki paraları sayar. Gururla ve gösteriş
yaparak yatıyla gezerken, gösteriş yaptığı insanların, yatının
ve gördüğü manzaranın beyninde oluşan görüntüler olduğunu
farkedemez. Kendisine bu gerçek anlatıldığında ise, sahip
olduğu tüm varlıkları ve itibarını kaybetmemek için bu gerçeğe
şiddetle itiraz eder. Oysa, aynı kişi rüyasında da bunların
hepsine sahip olduğunu görebilir ve rüyasında bunların gerçekliğinden
asla şüpheye düşmez. Rüyasında da bunların gerçek sahibi olmadığı
söylense buna itiraz eder. Ancak uyandığında hepsinin bir
hayal olduğunu anlar.
|
O zaman bu insan, artık
şirketine girdiğinde, gördüğü saygı ve itibardan dolayı büyüklüğe
kapılamaz. Çünkü kendisine saygı gösterenlerin, önünde eğilenlerin
hepsi zihninde meydana gelen kopya varlıklardır. Veya kendisine
bunlar anlatılırken içinde bulunduğu yatı ile misafirlerine kendi
deyimiyle "hava atamayacak"tır. Çünkü yat da yattaki misafirleri
de beyninde meydana gelen hayallerdir.
Kendisine maddenin bir hayal olduğu,
maddi bir varlığın aslı ile hiçbir zaman hiçbir şekilde muhatap
olamayacağı anlatılırken, aklına bir gün önce satın aldığı çiftliği
gelir. Öyle ise, satıcıya tek tek sayarak verdiği para, satışı yapan
kişi, satın aldığı çiftlik, o çiftlikteki tüm mal varlığı, bunu
satın alarak gösteriş yaptığı çevresi, hepsi zihnindedir. Nasıl
bir gece önce rüyasında önemli bir ihaleyi kazandığını ve bundan
dolayı büyük bir kazanç elde ettiğini gördüyse ve uyandığında bunlardan
elinde hiçbir şey kalmadıysa, bu gerçek zannettikleri de bir rüya
gibidir. Öyle ise şu anda o yatının içinde değildir. Yatı onun içinde,
beyninde meydana gelen bir görüntüdür. Son model mobilyalarla döşediği
evine girdiğini sandığında, gerçekte beyninin içindeki büyük bahçe
kapısını açar ve beyninin içindeki eve girer. Ev de, mobilyalar
da, bahçe de, bahçe kapısı da zihnindedir.
Kendisine anlatılanların son
derece açık gerçekler olduğunun farkında olan bu insan, bir anda
elindeki herşeyin aslında bir gölge varlık olduğunun farkına varır.
Tüm bunlar, kendisini yaratan Allah'ın ona gösterdiği görüntülerdir.
Allah, onu denemek için ona tüm bunlara sahip olduğunu zannedeceği
bir görüntü, bir yaşam yaratmıştır. O da kendisine bunları verenin,
bu görüntülerle nimetlendirip zengin edenin Allah olduğunu unutup,
bunlarla şımarmış, böbürlenmiş, insanlara "hava atıp"
onları küçük, kendini ise üstün görmüştür. O zaman, hayatı boyunca
bir hayal için, rüya gibi bir alem için boş yere hırs yapmıştır.
Ama bir gün, bu hayallere kendini kaptırdığı, onlarla oyalanıp durduğu
bir günde, bunların hiçbirinin mutlak varlığı olmadığını, sadece
Allah'ın var olduğunu anlamıştır.
Dünya hayatı boyunca
bu gerçeği kabullenmekten kaçanlara, görmezlikten gelenlere Allah
bir ayetinde şöyle dikkat çekmiştir:
İnkar edenler ise; onların
amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir
su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında
Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı
çok seri görendir. (Nur Suresi, 39)
Ayette görüldüğü gibi Allah, inkar
edenlerin yaptıkları işleri bir seraba, hayale benzetmektedir. Ve
o insanlar bu hayallere bağlanıp onlardan medet umduklarında, bunların
gerçek olmadığını, tek gerçek ve mutlak olanın Allah olduğunu anlamaktadırlar.
İnsanların bu gerçekten
bu kadar korkmalarının ve kabullenmek istememelerinin ardında yatan
en önemli nedenlerden biri, işte bu örnekte anlatılan kişi gibi
ellerindeki tüm varlıklarının, itibarlarının, zenginliklerinin bir
anda gideceğini anlamalarıdır. Burada bir noktaya dikkatinizi çekmek
istiyoruz: Bu anlatılanlarda, "insanın sahip olduğu herşey
ölümü ile birlikte arkasında kalacak ve ona hiçbir şey sağlamayacak"
denmemektedir. Burada "insanın sahip olduğu herşey bir hayaldir"
denilerek, daha yaşarken elindeki herşey bir anlamda alınmaktadır.
Tüm hayatı boyunca gösterdiği hırsın, kendisini üzerek, sıkıntıya
sokarak, insanları kırıp onları ezmeye çalışarak elde ettiklerinin
bir hayal olduğunu gördüğünde boş bir aldanış içinde olduğunu anlamaktadır.
Gafil insanların bu aldanış içinde yaşadıkları Kuran'da birçok ayette
insanlara bildirilmektedir. Örneğin Allah bir ayetinde insanların
mala düşkünlüklerini ve sahiplenme hırslarını şöyle bildirmektedir:
Kadınlara,
oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara,
hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici'
kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel
yer Allah katında olandır. (Al-i İmran Suresi, 14)
Bir başka ayette ise,
dünya hayatının bir oyun, oyalanma ve aldanış olduğu şöyle bildirilir:
Bilin
ki, dünya hayatı ancak bir oyun, 'tutkulu bir oyalama', bir süs,
kendi aranızda bir övünme, mal
ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi;
onun bitirdiği ekin ekicilerin hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir,
bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir.
Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir
şey değildir. (Hadid Suresi, 20)
İnsanlar, dünya
hayatında sahip olduklarını sandıkları bu görüntülerin gerçekte
bir hayal olduğunu anladıklarında, boşa üzülüp hırslandıklarını,
boşa vakit geçirip oyalandıklarını, anlamaktadırlar. Sahip oldukları
için hırslanan, onlar için insanlara kızıp bağıran, sinirlenenler,
masaları yumruklayanlar, maddenin aslı ile hiçbir şekilde muhatap
olamadıklarını anladıklarında, rüyasında insanlara saldıran, kızan,
bağırıp çağıran insan konumuna gelecekleri için bundan çok utanmakta
ve şiddetle pişman olmaktadırlar. Asıl olanın kendilerine bu görüntüleri
gösteren Allah'ın razı olacağı şekilde davranmak olduğunu hemen
anlamaktadırlar. Bu gerçeği kavrayanlar yani müminler ise şöyle
demektedirler:
De ki:
"Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin
Rabbi olan Allah'ındır." (En'am Suresi, 162)
Şu önemli noktayı
hiç unutmamak gerekir: Bu gerçeği hayatının herhangi bir anında
kavrayan bir insan hiçbir zaman geç kalmış sayılmaz. Çünkü hemen
hayata bakış açısını ve tüm yaşantısını bu gerçeğe göre düzenleyip,
artık hayaller için değil, tek mutlak varlık olan Rabbimiz için
yaşamaya başlayabilir. Allah, her zaman kulları için affedici olandır.
Bu gerçeği görmezden gelerek, kendilerince
kurnazlık yapıp, tek mutlak varlığın Allah olduğunu kabullenmeyenler
ise, kendi kendilerini büyük bir tuzağın içine düşürmüş olurlar.
Allah onların bu durumunu şöyle haber verir:
... Onların
onda (dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları
şeyler de geçersiz olmuştur. (Hud Suresi, 16)
İnsan bu gerçeği
şu an kabul etmek istemese ve tüm sahip olduklarını mutlak varlıklar
olarak kabul ederek kendini aldatsa bile, sonuçta ölümünün ardından
yeniden diriltildiğinde, yani ahirette herşey çok net ortaya çıkacaktır.
O gün, ayette bildirildiği gibi insanın "görüş gücü keskinleşecek"
(Kaf Suresi, 22) ve herşeyi çok daha açık fark edecektir. Ama eğer
dünyadaki yaşamını hayali amaçlar peşinde koşarak harcamışsa, orada
hiç yaşamamış olmayı dileyecektir. "Keşke o (ölüm herşeyi)
kesip bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı. Güç ve kudretim
yok olup gitti" diyerek helak olacaktır. (Hakka Suresi,
27-29)
|