MADDENİN GERÇEĞİ KONUSUNA
GELEN
İTİRAZLARA CEVAPLAR - 3
İtiraz: Bir yanda Allah'ı iman hakikatleri
ile açıklarken öte yanda O'nun varlık delili olarak sunduğu 'varlık
alemi'ni 'yok arz etmek' bir çelişki değil midir?
Cevap: Maddenin aslı konusundaki
izahları tam kavrayamayan bazı kimseler, "maddesel dünya
bir algılar bütününden ibarettir" ifadesini, "hiçbir
şey yoktur" şeklinde anlamaktadır. Oysa, "madde bir
algılar bütünüdür veya beynimizde gördüğümüz bir görüntüdür"
demek, "madde yoktur" demek değildir. Maddesel evren
vardır, ama sadece bir algılar bütünü olarak vardır. Tıpkı rüyalarımız
gibi, vehim ve hayal mertebesinde vardır.
Maddenin vehim ve hayal mertebesinde var olması Allah'ın varlığının
çok kesin bir delilidir. Çünkü (tıpkı bir görüntü gibi) vehim
ve hayal mertebesinde olan bir varlık, kendi kendine meydana gelmeyeceğine
göre, bu, bunu var eden bir Yaratıcının olduğunu gösterir. Dolayısıyla,
maddi evrenin bir görüntü olduğu gerçeği, Allah'ın varlığının
ve birliğinin kesin bir kanıtıdır. O nedenle, maddenin görüntü
olması ile varlıkların Allah'ın varlığına delil teşkil etmesi
arasında hiçbir çelişki yoktur, aksine tartışılmaz bir mantık
bağı vardır.
Allah, tüm varlıkları yaratmıştır, ancak bu varlıkların hepsini
bir görüntü olarak yaratmaktadır. Ve bu görüntü varlıklara ait
özelliklerin incelenmesi, araştırılması, Allah'ın yaratmadaki
üstünlüğünün, sanatının ve sonsuz aklının delillerini göstermektedir.
Sonuç olarak, "madde bir algılar bütünüdür" demek ve
sonra bu görüntülere ait özellikleri inceleyerek, Allah'ın yüceliğini,
büyüklüğünü ve kudretini görmek kesinlikle bir çelişki değildir.
Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, bazı kimseler ancak Allah'ı
düşünen varlıklar olduğunda Allah'ın var olduğunu (Allah'ı tenzih
ederiz) sanmakta ve bu büyük yanılgı doğrultusunda bazı itirazlar
getirmektedirler. Oysa Allah, dilerse yarattığı tüm görüntüleri
silebilir, tüm varlıkları yok edebilir. Ancak, Allah yine var
olmaya devam eder. Çünkü o ezeli ve ebedidir; başı ve sonu yoktur,
Evvel ve Ahir'dir. Allah dilediğini bir anda yok edebileceğine
birçok ayetinde dikkat çekmektedir:
Eğer dilerse, ey insanlar, sizi giderir (yok eder) ve başkalarını
getirir. Allah, buna güç yetirendir. (Nisa Suresi, 133)
Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir
olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır,
Hamid (övülmeye layık)tır. Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder)
ve yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a göre güç değildir. (Fatır
Suresi, 15-17)
Şu çok önemli bir gerçektir ki, Allah tüm varlıkları
yok etse de, önemli olan Allah'ın varlığıdır. Allah, tüm varlıkları
yaratmadan önce de vardır, tüm varlıklar yok olsalar da var olacaktır.
Bir ayette şöyle bildirilir:
(Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan
Rabbinin yüzü (Kendisi) baki kalacaktır. (Rahman Suresi, 26-27)
İtiraz: "Bu açıklamalar kabul edildiğinde,
haram ve helal kavramları kalmamaktadır."
Cevap: Bu, tamamen gerçek
dışı bir iddiadır. Çünkü maddi dünyanın algılarımızdan oluştuğu
gerçeği, imtihanın sırrını ortadan kaldırmaz. Madde, algı olsa
da veya aslı zihnimizin dışında var olsa da, Allah'ın haram kıldıkları
haram, helal kıldıkları ise helaldir. Örneğin, Allah domuz etini
haram kılmıştır. "Domuz nasıl olsa beynimde gördüğüm bir
görüntü" diyerek bu hayvanın etini yemenin, büyük bir samimiyetsizlik
ve akılsızlık olacağı açıktır. Veya, "karşımdaki insanların
hepsi aslında zihnimde oluşan görüntüler, bunlara yalan söylesem
hiçbir şey olmaz" demek de, Allah'tan korkan ve bu gerçeği
gereği gibi kavrayan bir insanın yapacağı birşey değildir. Bu,
Allah'ın tüm sınırları, emir ve yasakları için geçerlidir. Örneğin,
bu gerçek zekat vermeyi ortadan kaldırmaz. Verdiğimiz zekatın
maddesinin, bu zekatı kendisine verdiğimiz insanların zihnimizdeki
algılar olmaları farz olan bu ibadetin yerine getirilmesini engellemez.
Allah, tüm dünyayı algılar bütünü olarak yaratmıştır, ancak bizleri
bu algılar içinde Kuran'da bildirdiklerinden sorumlu tutmuştur.
Geçmişte, bazı çevrelerin bu gerçeği saptırarak helal ve haramları
ortadan kaldırmaya çalıştığı görülmüştür. Ancak, bu çevreler zaten
temel inanç olarak sapkın bir anlayışa sahiptirler ve bu gerçeği
de nefisleri ve çıkarları yönünde kullanmak istemiş olabilirler.
Ancak bilinmelidir ki, onların vardıkları sonuç doğru değildir,
çarpıtılmıştır.
Sonuç olarak samimi düşünen bir insan çok açıkça görecektir ki,
imtihan için madde olması şart değildir. Allah, imtihan ortamını
görüntü alemi içinde yaratmıştır. Bir insanın namaz kılması, helale
harama dikkat etmesi için maddenin olması gerektiğini öne sürenlerin
hiçbir gerekçeleri yoktur. Ayrıca, önemli olan ruhtur. Ahirette,
cezalandırılan veya cennet nimetleri ile rızıklandırılan da ruhtur.
Allah'ın imtihan ettiği varlık da insanın ruhudur. Dolayısıyla,
maddenin beynimizdeki bir hayal olduğu gerçeği helal ve haramların
uygulanmasını ve ibadetlerin yapılmasını kesinlikle engellemez.
Bu noktada şunu da belirtmek gerekir ki, görüntüden sorumlu olmayacaklarını
iddia edenler, cehenneme girdiklerinde de "biz bundan sorumlu
olmayacağımızı söyledik, onun için buradayız" diye anlatacaklardır.
Ama şunu da unutmamalıdırlar ki bu kişiler, dünya hayatı gibi,
cehennemin de bir görüntü olduğunu anladıkları halde, sonsuza
kadar cehennemde azabını yaşayacaklardır. Allah, bu görüntü içinde
inkarcılara azabı her yönüyle hissettirecektir.
İtiraz: "Bütün insanlar bir ağaç gördüklerinde
onun yaprakları için yeşil diyorlar. Herkes bu ağacı aynı şekilde
tarif ettiğine göre, demek ki bu ağaç sadece benim zihnimde yok."
Cevap: Yanımızdaki insanların
yeşil dediğine biz de yeşil deriz. Ancak, onların yeşil olarak
isimlendirdikleri renk, bizim zihnimizde gördüğümüz yeşil midir,
yoksa onlar bizim mavi gördüğümüze mi yeşil derler, bunu asla
öğrenme imkanımız yoktur. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi,
zihnimizin dışında renkler yoktur. Dışarıda sadece ışığın farklı
dalga boyları vardır ve bu dalga boylarını renklere çeviren beynimizdir.
Dolayısıyla renkler bizim içimizde oluşurlar ve bir başka kişinin
bizim beynimizde oluşan rengi görme imkanı olamaz.
Bu konu birçok felsefeci
ve bilim adamı tarafından da tartışılan bir konudur ve bilim adamlarının
ortak kanaati şudur: "Biz bizim kırmızı dediğimiz bir gülü,
yanımızdaki kişi de bizim gördüğümüz gibi mi görüyor, yoksa o
bizim mavi dediğimize mi kırmızı diyor hiçbir zaman bilemeyiz."
Bu sadece renkler için değil, tüm algılarımız için geçerlidir.
Örneğin Daniel Dennet, bu konu hakkındaki düşüncelerini ve merakını
şöyle ifade etmektedir:
Nesnelerin görüntülerinin,
seslerinin ve kokularının bana gelme şekilleri vardır. Bu kadarı
açıktır. Yine de nesneler diğer insanlara da bana göründüğü gibi
görünüyor mu merak ediyorum. ... Birşeye baktığımızda sizin ve
benim aynı öznel rengi gördüğümüzü nereden bilebilirim? İkimize
de renk isimleri, genel olarak renklendirilmiş cisimlerde gösterilerek
öğretilmiştir, tamamen farklı öznel renk deneyimleri yaşasak da,
kelimesel davranışlarımız uyacaktır. Örneğin kırmızı şeylerin
bana görünmesi, yeşil şeylerin size görünmesi gibi olsa bile.55
Harvard Üniversitesi'nden psikoloji profesörü Drew
Westen ise, bilimsel açıdan, bir diğer kişinin bir gülü bizimle
aynı şekilde algılayıp algılamadığını bilemeyeceğimizi şöyle açıklar:
Eğer algı, yaratıcı
ve yapısal bir süreçse insanlar dünyayı hangi dereceye kadar
aynı şekilde algılamaktadırlar? Kırmızı, bir insana gözüktüğü
gibi diğer insana da aynı mı görünmektedir? Eğer bir insan sarımsağı
seviyorsa ve diğeri nefret ediyorsa bu aynı tadı seven ve nefret
eden 2 ayrı kişi midir, yoksa sarımsak her biri için ayrı bir
tada mı sahiptir? Algının yapısal doğası insanların dünyayı
ne dereceye kadar gerçekte olduğu gibi görüp görmedikleri sorununu
uyandırmaktadır. Platon, bizim algıladıklarımızın bir mağaranın
duvarındaki gölgelerden biraz daha fazla olduğunu iddia etmektedir.
Bir fincan kahvenin sıcak olduğunu söylemek ne anlama gelmektedir?
Ve çimen gerçekten yeşil midir? Görsel sistemi ışığın belirli
dalga boylarını ayırt edebilmekten yoksun olan ve yeşile karşı
renk körü olan bir insan çimeni yeşil olarak görmeyecektir.
Yeşillik, bir objenin (çimen), algılayıcının bir özelliği midir?
Ya da gözlemciyle gözlemlenen arasındaki birtakım ilişkiler
midir? Tüm bunlar duyu ve algının can alıcı noktasındaki felsefik
sorulardır.56
Görüldüğü gibi, aynı tarifleri
yapıyor olmamız veya aynı renk ismini söylüyor olmamız aynı şeyleri
gördüğümüz anlamına gelmemektedir. İnsanların, algılarını kıyaslamak
ise kesinlikle imkansızdır, çünkü herkes beyninin içindeki kendine
ait dünyayı görür. Bu itirazla ilgili bir başka açıklama ise, bir
sonraki itirazda verilmektedir.
İtiraz: "Benimle birlikte üç kişi
bahçede dolaşıyor ve üçümüzde hep aynı şeyleri görüyoruz. Hepimizin
zihninde gördükleri birbirinin aynısı ise, o zaman zihnimizdeki
görüntülerin dışarıda asılları var demektir."
Cevap: Sizinle birlikte başka
insanların da aynı şeyleri görüyor olması, gördüklerinizin maddesel
karşılıkları olduğu iddiasını doğrulamaz. Çünkü, siz yanınızdakileri
de beyninizin içinde görürsünüz. Örneğin, meyve bahçesinde dostlarınızla
birlikte gezerken, gördüğünüz elma, kayısı, dut ağaçları, rengarenk
çiçekler, kuşların sesi, ılık esen rüzgar, mis gibi çiçek ve meyve
kokusu nasıl beyninizde oluşuyor ise, arkadaşlarınız da, onların
konuşmaları da beyninizde oluşmaktadır. Yani arkadaşlarınız, dışarıdaki
bahçede değil, sizin zihninizde gördüğünüz bahçede dolaşmaktadırlar.
Dolayısıyla, arkadaşlarınızın sizinle aynı görüntüyü görüyor olması,
gördüklerinizin maddesel karşılıklarının olduğu anlamına gelmemektedir.
Hatta, büyük bir stadyum dolusu insanla bir maçı izlediğinizde,
binlerce insanın atılan golü aynı anda görmesi ve buna aynı anda
tepki vermesi de, ne o stadyumun, ne futbolcuların, ne hakemlerin,
ne de stadyumu dolduran insanların dış dünyada maddesel varlıkları
olduğuna bir kanıt değildir. Çünkü stadyum ve içindeki futbolcular,
seyirciler, yapılan tezahürat ve orada gördüğünüz herşey sizin
beyninizde oluşmaktadır. Golü atan futbolcu da, bu gole sevinen
seyirciler de sizin içinizdedir. Siz, beyninizde atılan gole sevinirsiniz,
yine beyninizdeki kalabalıkla birlikte tezahürat yaparsınız. Sonuç
olarak, yanınızda gördüğünüz insanların sizin gördüklerinizi doğruluyor
olması, gördüklerinizin dış dünyada maddesel karşılıkları olduğu
anlamına gelmez. Çünkü "yanımda" dediğiniz insanlar
da -ne kadar kalabalık olurlarsa olsunlar- gerçekte beyninizin
içindedirler.
İtiraz: "Dış dünyayı
olduğu gibi algılıyoruz ki, davranışlarımızda bir anormallik olmuyor.
Örneğin bir uçurumdan aşağıya düz yoldaymışız gibi yürümüyoruz.
Uçurumu görüp duruyoruz."
Cevap: Bu itiraz, bu kişinin
önemli bir düşünce karmaşası içinde olduğunu ve anlatılanları
hiç anlamadığını göstermektedir. Çünkü, bu kişinin itirazı şöyle
bir iddiaya dayanmaktadır: "Dışarıda bir maddesel gerçeklik
vardır. Ancak herkes bu maddesel dünyayı kendi zihninde farklı
görebilir." Bu kişi, ortada böyle bir iddia varmış zannetmekte
ve buna itiraz ederek, "dışarıda maddesel gerçeklik vardır
ve biz onu olduğu gibi görürüz, kimse dış dünyayı olduğundan farklı
görmez. Bunun kanıtı da, dış dünyada uçurum olduğunda onu uçurum
olarak görürüz ve kenarına geldiğimizde dururuz" diyerek
bu iddiayı çürüttüğünü zannetmektedir.
Oysa, burada bahsedilen gerçek, bu kişinin anladığından çok farklıdır.
Burada "dış dünya vardır, ama bu dünyayı biz aynısı değil
farklı görüyoruz" denmemektedir. Burada, "Biz bütün
yaşadıklarımızı zihnimizde görürüz ve asılları ile hiçbir zaman
muhatap olamayız. Bu yüzden dış dünyada asılları var mıdır yok
mudur biz bilemeyiz" denmektedir.
Bir yolda yürürken, uçurumdan düşmüyor olmamız ise bizim dış dünyayı
olduğu gibi gördüğümüz anlamına gelmez. Çünkü bu, dış dünyanın
olduğunun bir delili olamaz. Biz düz bir yolda yürürken de, uçurumun
kenarına gelip durduğumuzda da, beynimizin içindeki yolda yürür,
beynimizin içindeki uçurumu görürüz. Hatta bu uçurumdan düşecek
olursak da beynimizde gördüğümüz uçurumdan düştüğümüze dair algıları
yine beynimizde hissederiz. Tıpkı daha önce anlattığımız otobüs
çarpması, köpek ısırması vs. gibi örneklerde olduğu gibi. Uçurumdan
düştüğümüzde meydana gelen yaralanma, kırılma veya acı gibi hislerin
tamamı beynimizde meydana gelen görüntü ve hislerdir.
İtiraz: "Allah'ın bize
bu görüntüleri seyrettirmesinin amacı bizi imtihan etmektir kuşkusuz.
Fakat zaten bütün fiillerin yaratıcısı olan Allah neden böyle
bir imtihan ortamı meydana getirmiştir?"
Cevap: Elbette ki, insanların
tavırlarının nasıl olduğunu görmek için Allah'ın onları denemeye
ihtiyacı yoktur. Çünkü tüm olayları, zamanları ve mekanları yaratan
Rabbimizdir. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Bizim için
geçmiş ve gelecek olan olaylar, O'nun katında tek bir an içinde
yaşanıp son bulmuştur. Ancak, Allah, yarattığı imtihan ve sebepler
içinde, insanların kendi tavırlarına şahit olmaları, neden cennete
veya neden cehenneme gittiklerini bilmeleri için, bizlere bunları
yaşatmaktadır. Allah'ın dost olduğunu, sonsuz adaletli, merhametli
ve şefkatli olduğunu bilen bir insan, Allah'ın bu yaratışından
razı olur.
Allah, bizlere Kendi katında olup bitmiş olayları izlettirmektedir.
İnsana ise, bunları kendi yapıyormuş, kendine ait bir iradesi
varmış hissini vermektedir. Ve bu his içinde bize, Kuran aracılığı
ile bildirdiği herşeyden sorumlu olduğumuzu haber vermektedir.
Bizim sorumluluğumuz, Rabbimizin bize emrettiklerini yerine getirmektir.
Bunun ötesini ise ancak Rabbimiz dilerse öğrenebiliriz. Bu sırrı
ve hikmeti Allah dilerse bize dünyada veya ahirette gösterebilir.
Veya hiçbir zaman göstermeyebilir. Allah'ın bir ayetinde bildirdiği
gibi, "... Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbirşeyi
kavrayıp-kuşatamazlar..." (Bakara Suresi, 255) Her ne olursa
olsun Allah bizim sahibimiz ve velimizdir. O halde bize düşen,
bize sonsuz nimetler bağışlayan Allah'a güvenmek, O'nun her yarattığından
razı olmaktır.
Bazı kimseler tarihte maddenin hakikati konusunu
kavramışlar ancak Allah'a olan imanları ve Kuran'ı kavrayışları
zayıf olduğu için sapkın inançlar üretmişlerdir. "Herşey
nasılsa hayal, o zaman ibadetlere ne gerek var" diyenler
olmuştur. Bunlar son derece sapkın ve cahilce fikirlerdir. Herşeyin
Allah'ın bize gösterdiği bir görüntü olduğu doğrudur. Ancak, Allah'ın
bizleri Kuran'dan sorumlu tuttuğu da kesin bir gerçektir. Bizim
yapmamız gereken Allah'ın emir ve yasaklarına büyük bir titizlikle
uymaktır.
Allah Kuran'da, insana ruh ile ilgili çok az bilgi verildiğini
bildirir. Sonuç olarak, Allah bu imtihan görüntüsünü bir amaçla
yaratmıştır. Allah bu amacı ayetlerinde şöyle bildirir:
Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık
ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan
edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)
Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla
imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden
ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler)
işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan
azimdendir. (Al-i İmran Suresi, 186)
Bu imtihanın birçok hikmeti vardır. Bunlardan
biri bizim denenmemiz ve buna göre sonsuza kadar cennet veya cehennemde
olmamızdır. Diğer bir hikmeti ise, insanların kendi yaptıklarına
hayatları boyunca şahit olmaları, ahlaklarını ahiret gününde Kuran
ahlakı ile kıyaslayıp neden cenneti veya neden cehennemi hak ettiklerini
görmeleri olabilir. Ancak, bunun en doğrusunu Allah bilir. Biz ancak
dua ile Allah'tan bize ilmini açmasını, göstermesini isteyebiliriz.
İtiraz: "Bu anlatılanlardan
anlaşıldığı kadarıyla, ölümden sonra da algılar ile muhatap olma
durumu devam edecek. Algılarla muhatap olma durumu sonsuza kadar
sürecek mi? Cennet ve cehennem de görüntüler bütünü mü?"
Cevap: Allah dünyada tüm
insanları sadece ruhlarına izlettirilen görüntüleri algılayabilecekleri
şekilde yaratmıştır. Yani dışarıda gördüklerimizin aslı olsa da
olmasa da biz zihnimizde bize gösterilen görüntüleri görebiliriz.
Ancak Allah, ölümden sonra insanı başka bir yaratılışla yaratacaktır.
Biz ise bunun nasıl olacağını bilemeyiz.
Ancak, şunu da unutmamak gerekir ki, cennet ve cehennemin birer
algı olarak hissedilmesi, ne cennetten alınacak olan zevki ne
de cehennemde yaşanacak olan azabı hafifletmeyecektir. Bir insan
nasıl dünya hayatında, zihninde elinin yandığını tüm belirtileri
ile hisseder, acıyı duyarsa, bu algının gerçekliği ahirette de
devam edecektir. Daha önce de sözedildiği gibi, acı gibi hisler
de beyinde hissedilir. Ancak, tüm insanların tecrübe ettiği gibi
bu acı algısı, tüm diğer algılarımız gibi son derece gerçekçi
yaratılır. Hatta bazen insan hissettiği acının şiddetinden bayılır.
Benzer şekilde bazı görüntüler de, zihnimizde birer algı olarak
yaratılmalarına rağmen, son derece gerçekçi oldukları için insana
birçok açıdan rahatsızlıklar yaşatabilirler. Örneğin kötü bir
görüntü, pis bir koku, rahatsız eden bir ses insanda büyük rahatsızlıklar
meydana getirir. Bunların beyinde algılanıyor olması bu gerçeği
değiştirmez. Dolayısıyla cehennemin, insanların ruhuna bir algı
olarak gösterilecek olması, onların sonsuza dek çekecekleri azaptan
hiçbir şeyi hafifletmeyecektir. Allah, kusursuz yaratışı ile nasıl
dünya hayatını insanlara "mutlak bir gerçek" zannedecekleri
kadar net ve inandırıcı şekilde yaratıyorsa, ahiret hayatını da
öyle yaratmaya güç yetirendir. Allah birçok ayetinde cehennem
azabının dayanılmaz bir azap olduğunu bildirmektedir:
Ve şüphesiz azabım; o acıklı
bir azaptır. (Hicr Suresi, 50)
Artık gerçekten o inkar edenlere şiddetli
bir azap taddıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
Bu, Allah'ın düşmanlarının cezası olan ateştir. Bizim ayetlerimizi
inkar etmeleri dolayısıyla bir ceza olarak, orada onlar için ebedilik
yurdu vardır. (Fussilet Suresi, 27-28)
Aynı durum cennet için de geçerlidir. Bir insanın
dünya hayatında zevk aldığı, hoşlandığı, güzel gördüğü herşey gerçekte
zihninde meydana gelen bir algıdır. Örneğin en yakın, candan dostu
ile sohbet eden bir insan gerçekte zihninde oluşan arkadaşı ile
sohbet etmektedir. Veya bir şelalenin muhteşem görüntüsünü, gürleyen
sesini dinleyen bir insan, aslında zihninde oluşan şelaleyi izler,
zihninde oluşan sesini dinler. Bu kesin bir gerçektir. Ancak bu
durum, insanın bu görüntüden zevk almasını engellememektedir. Bu
nedenle Allah, Kuran ayetlerinde cennetin insanlar için büyük bir
kurtuluş ve mutluluk olacağını, cennette nefislerinin hoşlanacağı
herşeyden bulunacağını bildirmektedir:
Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar
için Allah katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan
-içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için,
Allah'ın katında olanlar daha hayırlıdır. (Al-i imran Suresi,
198)
Rableri onlara katından bir rahmeti, bir
hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan
cennetleri müjdeler. Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Allah,
büyük mükafaat katında olandır. (Tevbe Suresi, 21-22)
İşte, kimin tartıları ağır basarsa, artık
o, hoşnut olunan bir hayat içindedir. (Kaari'a Suresi, 6-7)
Ayrıca tüm bu güzel görüntüleri kendisine izlettirenin Allah olduğunu
bilen bir insan, bundan çok daha büyük bir zevk alır. Örneğin, dalından
kopardığı bir elmanın taze ve güzel kokusunu alan ve bu kokuyu,
meyvenin estetik görünüşünü, tadını ve güzelliğini kendisi için
yaratan Allah'ı düşünen bir insan, bu görüntüden diğer insanların
aldıklarından çok daha büyük bir zevk alır. Cennette de, Allah her
mümin için cennet görüntüsünü ayrı ayrı yaratacak ve her mümine
nefsinin istediği herşeyi en güzeliyle orada verecektir. İnsan dünyada
da ahirette de, tek dostu, velisi, koruyucusu ve yaratıcısı olan
Allah ile beraberdir. İnsanın cennette yanında göreceği peygamberler,
elçiler, salih müminler, huriler ve gılmanlar ise, Allah'ın dostluğunu,
sevgisini ve yakınlığını en yoğun tecelli ettirdiği varlıklardır.
Allah'ın tüm hayatımızı bir algılar bütünü olarak izlettirdiği çok
açık bir gerçektir. Bu gerçeğin farkına varan samimi bir insan,
Allah'ın adaletinden, herşeyi kusursuz yaratışından ve Allah'ın
yarattığı herşeyin en güzeli ve en hayırlısı olduğundan hiçbir şüphe
duymamalıdır. Allah, cenneti de cehennemi de bir algı olarak yaratacaktır.
Ancak, bu gerçek, Allah'ın Kuran'daki vaadini değiştirmez. Cennette
insana en büyük zevkler ve güzellikler sonsuza kadar sunulurken,
cehennemde en şiddetli azaplar sonsuza kadar devam edecektir. Allah'ın
yaratışı kusursuzdur ve Allah vaadinden dönmez.
İşte bunlar; yaptıklarının en güzelini
kabul ederiz ve kötülüklerinden geçeriz; (bunlar) cennet halkı
içindedirler. (İşte bu,) Onlara va'dolunan doğru bir vaaddir.
(Ahkaf Suresi, 16)
Ayetlerde de belirtildiği gibi, cennet şu anda
Allah katında mevcuttur. Allah, cenneti ve cehennemi yaratmıştır,
ve her ikisi de her hal ve anları ile Allah'ın hıfzında şu anda
bulunmaktadır.
55- Daniel Dennet, Consciousness
Explained, s.389 56- Drew Westen, Psychology; Mind, Brain and
Culture, John Wiley & Sons, Inc, NY 1996, s. 118