|















|

| Bilim
dünyasında, bir kısmı deneysel bir kısmı kuramsal olmak üzere maddenin
gerçekte bir algı olduğunu savunan pek çok tespit yapılmıştır. İşte
bu konuda kaleme alınan eserlerden bazıları:
HOLOGRAFİK
EVREN
The Holgraphic
Universe kitabının yazarı Michael Talbot, eserinde evrenin birbiri
üzerine binmiş düzenlerden oluşan bir hologram olduğunu belirtiyor
ve insan zihninin bu hologram ile etkileşimde olduğunu söylüyor.
Talbot, kitapta kendisiyle aynı fikirde olan
başka bilim adamlarının ismini vererek teorinin sadece kendi görüşü
olmadığını da vurguluyor.
Bu kitabı edinmek için >> Tıklayınız
|
|
|
DIŞARIDAN BİR
UYARI GELMEDİĞİ HALDE ALGI OLUŞMASI

Washington Üniversitesi'nden psikolog Michael Posner ve nörolog
Marcus Raichle, dışarıdan bir uyarı gelmediği halde görüntü veya
bir başka algının nasıl oluştuğu konusunda şu yorumu yapıyorlar:
"Gözlerinizi açın, bir manzara
hiç çaba göstermeden sizin görüntünüzü doldurmaktadır; gözlerinizi
kapatın ve o manzarayı düşünün. Bu şekilde o manzaranın bir görüntüsünü
çağırabilirsiniz, kesinlikle sizin gözlerinizle gördüğünüz manzara
kadar canlı, kesintisiz ya da eksiksiz değildir.
Fakat hala manzaranın temel özelliklerine
sahip olan niteliktedir. Her iki durumda da manzaranın bir görüntüsü
zihinde oluşmaktadır. Gerçek görsel deneyimlerle oluşan görüntü,
hayal edilen bir görüntüden ayırt edilebilmesi bakımından "algı"
olarak adlandırılmaktadır. Algı, retinaya çarpan ve daha sonra beyinde
işlemden geçirilecek olan sinyalleri gönderen ışığın ürünü olarak
oluşmaktadır. Fakat bu sinyalleri göndermek için herhangi bir ışık
retinaya çarpmadığında bir görüntüyü nasıl oluşturabilmekteyiz?
(Kaynak gelecek 10)
|
|
BEYNİMİZDE
NE SES, NE TAT, NE DE GÖRÜNTÜLER VARDIR
Bilim
yazarı Rita Carter, Mapping The Mind (Zihnin Haritasını Çıkarmak)
isimli kitabında nasıl algıladığımızı şöyle açıklıyor:
"Her bir duyu organı kendine
uygun uyarıya cevap verecek şekilde yaratılmıştır. Bu uyarılar ise,
moleküller, dalgalar veya titreşimler şeklindedir.
Tüm bu çeşitliliklerine rağmen duyu organları temelde aynı görevi
görürler: kendilerine özgü uyarıları elektrik sinyallerine dönüştürürler.
Bir uyarı ise sadece bir uyarıdır. Kırmızı renk değildir veya Beethoven'ın
Beşinci Senfonisi'nin ilk notası değildir. Sadece bir elektrik enerjisidir.
Aslında, bir duyuyu diğerlerinden farklı hale getirmek yerine, duyu
organları hepsini benzer hale, yani elektrik sinyallerine dönüştürürler.Öyleyse,
tüm duyulara ilişkin uyarılar, birbirinden tamamen farksız bir formda
beyne elektrik akımları şeklinde girerler ve buradaki sinir hücrelerini
uyarırlar. Tüm olan budur. Bu elektrik sinyallerini tekrar ışık
dalgalarına veya moleküllere dönüştüren bir geri dönüşüm sistemi
yoktur. Bir elektrik akımının görüntüye ve bir diğerinin kokuya
dönüşmesi ise, bu elektrik akımının hangi sinir hücrelerini etkilediğine
bağlıdır." (Kaynak gelecek 1)
|
|
DR. LIJUN
WANG'IN BİLİM DÜNYASINI ŞAŞIRTAN DENEYİ

Princeton
NEC Enstitüsü'nün uzmanlarından Dr. Lijun Wang ve arkadaşları, 2000
yılında yaptıkları bir deneyi ve sonuçlarını açıkladıklarında bilim
dünyası büyük bir şaşkınlık geçirdi.
Deney, bir ışık demetinin,
içinde özel olarak hazırlanmış sezyum gazı bulunan test ortamına
gönderilmesi suretiyle gerçekleştirilmişti. Wang'ın verdiği bilgiye
göre, aşırı hassas zaman ölçme cihazlarının kullanıldığı deneyde,
ışık demeti, daha sezyum gazlı test ortamına girmeden ortamdan çıkıyor.
Işık demetinin test ortamından çıkıp yoluna 20 metre devam ettikten
sonra, ortama daha o anda girdiği belirleniyor.
Wang, bir başka deyişle,
ışık demetinin, iki yerde aynı anda bulunduğunu söylüyor. Yani ışık
daha test ortamına girmeden dışarıya çıkmış oluyor.
Test sonuçlarını inceleyen Berkeley
Üniversitesi fizik profesörü Raymond Chiao, deney verilerinin "inanılmaz
bir duruma işaret ettiğini" söylüyor. Bilinen fizik kurallarına
göre her türlü veri, en fazla, saniyede 300 bin kilometre olarak
kabul edilen ışık hızıyla iletilebildiği gibi, zaman da, bu ışık
hızıyla göreceli olarak hesaplanıyor.
Wang'ın deneyinin geçerli kabul edilmesi
halinde, fiziğin temel kanunlarından olan ve "neden sonuçtan
önce gelir veya bir olgunun sonu başından sonra gelir" şeklinde
özetlenebilecek "etki-tepki" yasasının da geçersiz kalacağına
dikkat çekiliyor. Bu durumda, bir olgunun sonucu, onu yaratan nedenden
önce geliyor.
Ve başlamadan bitmesi mümkün olabiliyor.
Deney sonuçları bilinen zaman kavramının "çökeceğine"
işaret ediyor.
Köln Üniversitesi'nden Dr. Guenter Nimtz
de, konuyla ilgili olarak, "bilgi"nin ışıktan daha hızlı
bir şekilde ulaştırılabileceğinin kanıtlandığını söylüyor."
(Sabah Gazetesi, "Işık Hızı Aşıldı, 05.06.2000)
Bu deneyle ilgili ayrıntılı bilgi almak
için >> Tıklayınız
|
|