|
Duyma işlemi de
aynı görme gibi gerçekleşir. Diğer bir deyişle dış dünyaya ait görüntüleri
nasıl beynimizin içinde görüyorsak, sesleri de beynimizin içinde
duyarız. Dış kulak, çevredeki ses dalgalarını kulak kepçesi ile
toplayıp orta kulağa iletir. Orta kulak ise aldığı ses titreşimlerini
güçlendirerek iç kulağa aktarır. İç kulak da bu titreşimleri sesin
yoğunluğuna ve sıklığına göre elektrik sinyallerine dönüştürerek
beyne gönderir. Beyinde birkaç konaklamadan sonra mesajlar, son
olarak bu sinyallerin işleme koyulup yorumlandığı duyma merkezine
iletilirler. Böylece duyma işlemi de beyindeki duyma merkezinde
gerçekleşir.
Dolayısıyla, beynimizin dışında sesler
değil, ses dalgaları olarak bilinen fiziksel titreşimler vardır.
Bu ses dalgalarının sese dönüştüğü yer ise dışarısı veya kulağımız
değil, beynimizin içidir.
Yani gören gözlerimiz olmadığı gibi, duyan da kulaklarımız
değildir. Örneğin, en yakın arkadaşınızla sohbet ederken, arkadaşınızın
görüntüsünü beyninizde izler, sesini de beyninizin içinde dinlersiniz.
Ve nasıl beyninizdeki görüntü üç boyutlu, derinlik hissi ile oluşursa,
arkadaşınızın sesi de size derinlik hissini onaylayacak şekilde
gelir. Örneğin arkadaşınızı sizden uzakta görüyorsanız veya arkanızda
bir yerde oturuyorsa, sesinin de yerine göre derinden veya çok yakınınızdan
ya da arkanızdan geldiğini zannedersiniz. Oysa arkadaşınızın sesi
ne arkanızda ne de uzağınızdadır. Arkadaşınızın sesi, sizin içinizde,
beyninizdedir.
Dış kulak, çevredeki ses dalgalarını
kulak kepçesivasıtasıyla toplayıp orta kulağa iletir. Orta
kulakise aldığı ses titreşimlerini güçlendirerek iç kulağa
aktarır. İç kulakta bu titreşimleri sesin yoğunluğuna ve sıklığına
göre elektrik sinyallerine dönüştürerek beyne gönderir.
|
Duyduğunuz sesin
aslı konusundaki olağanüstülükler bu kadar da değildir. Beyin nasıl
ışığı geçirmiyor ise, sesi de geçirmez. Yani beyne hiçbir zaman
hiçbir ses ulaşmaz. Dolayısıyla duyduğunuz sesler ne kadar gürültülü
de olsa beyninizin içi tamamen sessizdir. Oysa bütün bu gürültüyü,
en net sesleri, beyninizde dinlersiniz. Öylesine bir netliktir ki
bu, sağlıklı bir insan kulağı hiçbir parazit, hiçbir cızırtı olmaksızın
herşeyi duyar.
Ses geçirmeyen, derin bir sessizliğin
hakim olduğu beyninizde bir orkestranın senfonilerini dinlersiniz,
kalabalık bir ortamın tüm gürültüsünü duyarsınız, bir yaprağın hışırtısından
jet uçaklarının gürültüsüne dek geniş bir frekans ve desibel aralığındaki
tüm sesleri algılayabilirsiniz. Sevdiğiniz bir sanatçının konserine
gittiğinizde tüm salonu çınlatan o güçlü ses de aslında beyninizdeki
derin sessizliğin içinde oluşur. Kendi kendinize yüksek sesle şarkı
söylediğinizde de bunu yine beyninizde dinlersiniz. Oysa o anda
hassas bir cihazla beyninizin içindeki ses düzeyi ölçülse, burada
tamamen sessizliğin hakim olduğu görülecektir. Bu, çok olağanüstü
bir durumdur. Beyninize gelen elektrik sinyalleri, ses olarak, örneğin
bir stadyum dolusu insanın eşlik ettiği bir grubun konseri olarak
beyninizde dinlenmektedir.
Beyin ışığı geçirmediği gibi, seside
geçirmez. Dolayısıyla biz ne kadar
yüksek bir gürültü duyarsak duyalım, beynimizin içi sessizdir.
Ancak bu sessizlikte, elektrik sinyallerini, sevdiği bir müzik,
dostunun sesi veya telefon zili olarak yorumlayan bir şuur
vardır.
|
Tüm
Kokular Beynin İçinde Meydana Gelir
Bir
insana kokuları nasıl hissettiği sorulsa, muhtemelen "burnumla"
diyecektir. Oysa çoğu insanın kesin bir gerçek olarak gördüğü
bu cevap doğru değildir. Yale Üniversitesi'nden nöroloji profesörü
olan Gordon Shepherd "Burnumuzla kokladığımızı düşünürüz,
ama bu sanki 'kulak memesi ile duyuyoruz' demek gibi bir şeydir"
sözleriyle bunun doğru olmadığını açıklamaktadır.9
Koku algımızın
işleyişi diğer duyu organlarımızın işleyişine benzer. Aslında burnumuzun
dışarıdan görünen bölümünün görevi sadece bir kanal gibi, havadaki
koku moleküllerini içeri almaktır. Vanilya veya gül kokusu gibi
uçucu moleküller, burnun epitelyum denilen bölgesindeki titrek tüylerde
bulunan alıcılara gelir ve bu alıcılarda etkileşime girer
. Koku moleküllerinin epitelyum
bölgesindeki etkileşimleri beynimize elektrik sinyali olarak ulaşır.
Bu elektrik sinyalleri ise beynimizde koku olarak algılanır. Sonuçta
bizim güzel ya da çirkin diye adlandırdığımız kokuların hepsi, uçucu
moleküllerin etkileşimlerinin elektrik sinyaline dönüştürüldükten
sonra beyindeki algılanış biçimlerinden başka birşey değildir. Bir
parfümü, bir çiçeği, sevdiğiniz bir yemeğin ya da denizin kokusunu,
hoşunuza giden ya da gitmeyen her türlü kokuyu beyninizde algılarsınız.
Fakat aslında koku molekülleri beyne hiçbir zaman ulaşamaz. Ses
ve görüntüde olduğu gibi koku algısında da beyninize ulaşan yalnızca
elektrik sinyalleridir.
Bu durumda kokunun yönü de olmaz, çünkü tüm kokular beyninizdeki
koku alma merkezinde algılanır. Örneğin kekin kokusu fırından, yemeğin
kokusu mutfaktan, hanımelinin kokusu bahçeden, denizin kokusu metrelerce
uzağınızdaki denizden gelmez.
Hepsi tek bir noktada,
beyninizdeki ilgili yerde algılanır. Bu algı merkezinin dışında
sağ, sol, ön, arka gibi bir kavram yoktur. Bunların her biri ilk
bakışta farklı etkilerle oluşuyor ve farklı yönlerden geliyor gibi
gözükse de, aslında hepsi beyinde oluşmaktadır. Koku alma merkezinizde
oluşan etkileri, dışarıdaki maddelerin kokusu zannedersiniz. Oysa
bir gülün görüntüsü nasıl ki görme merkezinizin içindeyse, o gülün
kokusu da aynı şekilde koku alma merkezinizin içindedir. Dışarıda
gerçek bir koku varsa da, sizin bunun aslına ulaşmanız asla mümkün
değildir.
George Berkeley, bu önemli gerçeği
fark etmiş bir düşünür olarak, "Önce, renklerin, kokuların
vb. gerçekte var olduğu sanıldı; ama daha sonra, bu çeşit görüşler
reddedildi ve görüldü ki bunlar ancak duyumlarımız sayesinde vardır."
demektedir. Kokunun bir algı olduğunu anlamak için rüyaları düşünmek
de faydalı olabilir.

Burnun görevi sadece kokulara ait uyarıları beyne taşımaktır.
Çorbanın veya gülün kokusu beyinde hissedilir.
Nitekim insan, ortada bir gül ya da bir tabak çorba olmasa
da rüyasında her
ikisinin kokusunu algılayabilir. Allah, beynin içinde tadıyla,
kokusuyla, görüntüsüyle, dokunma hissi ve sesi ile o kadar
inandırıcı bir hisler bütünü
meydana getirir ki, insanlara bu hislerin beyinde oluştuğu,
gördüğü şeylerin hiçbirinin aslı ile muhatap olmadığını anlatmak
için bir hayli
açıklama yapmak gerekir. İşte bu, Allah'ın muhteşem bir ilmidir.
|
İnsanlar rüyalarında
nasıl tüm görüntüleri son derece gerçekçi bir şekilde görebiliyorlarsa
aynı şekilde rüyalarında bütün kokuları da gerçekte olduğu gibi
hissederler. Örneğin rüyasında restorana giden bir kişi yemeğini
menüdeki yiyeceklerin kokuları arasında yemekte, deniz kenarına
gezintiye çıkan biri denizin kendine has kokusunu duymakta, papatya
bahçesine giren birisi o mükemmel kokulardan haz duymaktadır. Ya
da bir başkası parfümeri mağazasına girip kendisine parfüm seçebilmekte
ve hatta tek tek bu parfümlerin kokusunu ayırt edebilmektedir. Herşey
öylesine gerçekçidir ki kişi, uykusundan uyandığında bu duruma şaşırabilmektedir.
|

Bir insan, çok az konsantre olarak
annesinin görüntüsünü veya bir papatyanın kokusunu zihninde
canlandırabilir. Peki yanında olmadığı halde, bir göze ihtiyaç
duymadan bu görüntüyü gören, bir burna ihtiyaç duymadan kokuyu
alan kimdir? Bu varlık, insanın ruhudur.
|
Bu konuyu anlayabilmek
için rüyalara kadar gitmeye de gerek yoktur aslında. Saydığımız
tasvirleri şu an hayal edip düşünmeniz dahi yeterlidir. Örneğin
şimdi bir papatyanın kokusunu düşünün. Elinizde kokladığınız bir
papatya olmamasına rağmen eğer konsantre olursanız papatya kokusunu
hissedebilirsiniz. Koku şu anda beyninizde oluşmaktadır. Nasıl ki
şu an annenizi gözünüzün önüne getirmek istediğinizde, anneniz yanınızda
olmamasına rağmen onu zihninizde görebiliyorsanız, benzer şekilde
papatyanın kokusunu da zihninizde duyabiliyorsunuz.
Washington Üniversitesi'nden psikolog
Michael Posner ve nörolog Marcus Raichle, dışarıdan bir uyarı gelmediği
halde görüntü veya bir başka algının nasıl oluştuğu konusunda şu
yorumu yapmaktadırlar:
Gözlerinizi
açın, bir manzara hiç çaba göstermeden sizin görüntünüzü doldurmaktadır;
gözlerinizi kapatın ve o manzarayı düşünün. Bu şekilde o manzaranın
bir görüntüsünü çağırabilirsiniz, kesinlikle sizin gözlerinizle
gördüğünüz manzara kadar canlı, kesintisiz ya da eksiksiz değildir.
Fakat hala manzaranın temel özelliklerine sahip olan niteliktedir.
Her iki durumda da manzaranın bir görüntüsü zihinde oluşmaktadır.
Gerçek görsel deneyimlerle oluşan görüntü, hayal edilen bir görüntüden
ayırt edilebilmesi bakımından "algı" olarak adlandırılmaktadır.
Algı retinaya çarpan ve daha sonra beyinde işlemden geçirilecek
olan sinyalleri gönderen ışığın ürünü olarak oluşmaktadır. Fakat
bu sinyalleri göndermek için hiçbir ışık retinaya çarpmadığında
bir görüntüyü nasıl oluşturabilmekteyiz?10
Görüldüğü gibi bir görüntünün
zihnimizde oluşması için, dışarıda bir kaynak olmasına ihtiyaç yoktur.
Aynı durum koku algısı için geçerlidir. Nasıl ki rüyanızda veya
hayalinizde olmayan bir kokuyu duyabiliyorsanız, gerçek hayatta
da kokusunu duyduğunuz nesnelerin dışınızda mevcut olup olmadıklarından
emin olamazsınız. Dışınızda bu nesnelerin var olduğunu düşünseniz
de, asla onların asılları ile muhatap olamazsınız.
Tüm Lezzetler Beyinde Oluşur
Tat alma algısı
da diğer duyu organlarına benzer şekilde açıklanabilir. İnsan dilinin
ön tarafında dört farklı tip kimyasal alıcı vardır; bunlar tuzlu,
şekerli, ekşi ve acı tatlarına karşılık gelir. Tat alıcılarımız
bir dizi işlemden sonra bu algıları elektrik sinyallerine dönüştürür
ve beyne iletirler. Ve bu sinyaller de beyin tarafından tat olarak
algılanır. Bir pastayı, yoğurdu, limonu ya da sevdiğiniz bir meyveyi
yediğinizde aldığınız tat, gerçekte elektrik sinyallerinin beyin
tarafından yorumlanmasıdır.
Beyninizde oluşan bir pasta görüntüsüne
beyninizde oluşan şeker tadı eklenir ve pasta hakkında herşey sevdiğiniz
hale gelir. Siz iştahla pastanızı yediğinizde aldığınız tat aslında
elektrik sinyallerinin beyninizde meydana getirdiği bir etkiden
başka birşey değildir.
Beyniniz dışarıdan gelen uyarıları nasıl yorumlarsa siz ancak onu
bilirsiniz. Yoksa dışarıdaki nesneye asla ulaşamazsınız; örneğin
çikolatanın kendisini göremez, koklayamaz ve tadamazsınız. Ya da
beyninize giden tat alma sinirleri kesilse, o an yediğiniz herhangi
birşeyin tadının beyninize ulaşması mümkün olmaz; tat duyunuzu tamamen
yitirirsiniz. Aldığınız tatların olağanüstü gerçekçi olması, üstelik
bunlara ait görüntüleri de seyrediyor olmanız sizi kesinlikle aldatmasın.
Konunun bilimsel açıklaması bu şekildedir.
Dokunma Duyusu Da Beyinde Oluşur
İnsanların,
yukarıda anlatılan gerçeklere, yani görme, duyma, tat alma gibi
hislerin tamamının beyinde oluştuğu hissine kanaatlerinin gelmesini
engelleyen en önemli etkenlerden biri dokunma hissidir. Örneğin
okuduğu birkitabı beyninde gördüğünü söylediğiniz bir insan, dikkatli
düşünmediği takdirde, "beynimde görüyor olamam, bak elimle
dokunuyorum" diyecektir. Veya "bu kitabın dışarıda maddesel
olarak aslı var mı yok mu bilemeyiz, biz sadece kitabın beynimizin
içindeki görüntüsünü görebiliriz" dediğimizde yine aynı yüzeysel
düşünceye sahip bir insan, "hayır, bak elimle tutuyorum ve
sertliğini hissediyorum demek ki bir algı değil, maddesel gerçekliği
olan bir varlık" diye cevap verecektir.
Oysa bu insanların anlayamadıkları
veya anlamazlıktan geldikleri gerçek şudur: Diğer tüm duyu organlarımız
gibi, dokunma hissi de beyinde oluşur. Yani siz bir cisme dokunduğunuzda
onun sert, yumuşak, ıslak, yapışkan veya ipeksi olduğunu beyninizde
algılarsınız. Parmak uçlarınıza gelen etkiler, beyninize yine elektrik
sinyali olarak ulaştırılır ve beyninizde bu sinyaller dokunma hissi
olarak algılanır. Örneğin siz pürüzlü bir yüzeye dokunduğunuzda,
onun gerçekte pürüzlü olup olmadığını veya pürüzlü bir zeminin gerçekte
nasıl bir his uyandırdığını asla bilemezsiniz. Çünkü siz pürüzlü
bir yüzeyin aslına hiçbir zaman dokunamazsınız. Sizin pürüzlü zemini
hissetmek konusunda bildikleriniz, beyninizin belli uyarıları yorumlama
şeklidir.
Çay
içerek yakın bir dostu ile sohbet eden bir insan, sıcak çay bardağından
eli yanınca hemen bardağı elinden bırakır. Ancak burada da söz konusu
kişi, bardağın sıcaklığını gerçekte elinde değil beyninde hisseder.
Aynı insan çayın tadını ve kokusunu da beyninde algılar, görüntüsünü
ise beyninde seyreder. Fakat insan, zevkle içtiği çayın aslında
beyninde bir algı olduğunu hiç fark etmeksizin, bardağı kendi dışında
ve maddesel bir gerçek zannederek yine görüntüsü beyninde oluşan
arkadaşı ile sohbet eder.
Aslında bu, çok
olağanüstü bir olaydır. Kişinin bardağın sertliğinden, ısısından,
çayın kokusundan, tadından etkilenerek bardağın aslına dokunduğunu,
çayın aslını içtiğini sanması, bu kişiye beyninde yaşatılan hislerin
hayret verici netliğini ve mükemmelliğini göstermektedir. Üzerinde
dikkatle düşünülmesi gereken bu önemli gerçeği 20. yüzyılın ünlü
düşünürü Bertrand Russell şöyle ifade etmiştir:
Okumakta olduğunuz bir kitabı elinizde
hissediyor olmanız, bu kitabın beyninizde bir görüntü olduğu
gerçeğini
değiştirmez. Çünkü kitabın görüntüsü gibi, kitaba dokunma
hissi de beyninizde oluşmaktadır.
|
…
Parmaklarımızla masaya bastığımız zamanki dokunma duyusuna gelince,
buparmak uçlarındaki elektron ve protonlar
üzerinde bir elektrik etkisidir. Modern fiziğe göre, masadaki
elektron ve protonların yakınlığından oluşmuştur. Eğer parmak
uçlarımızdaki aynı etki, bir başka yolla ortaya çıkmış olsaydı,
hiç masa olmamasına rağmen aynı şeyi hissedecektik.11
Russell'ın dikkat
çektiği nokta son derece önemlidir. Gerçekten de, eğer parmak uçlarımıza
başka bir yolla bir uyarı verilse, çok farklı hisleri algılayabiliriz.
Nitekim ilerleyen sayfalarda detaylı görüleceği gibi, günümüzde
simülatörler aracılığı ile bu yapılmaktadır. Ele takılan özel bir
eldiven ile bir insan, ortamda olmadığı halde bir kediyi sevdiğini,
bir insanla tokalaştığını, suyun altında elini yıkadığını veya sert
bir cisme dokunduğunu hissedebilmektedir. Gerçekte ise, dokunduğunu
hissettiği bu varlıkların hiçbiri bulunmamaktadır. Tüm bunlar, insanın,
yaşamındaki tüm hisleri beyninde algıladığının kesin bir delilidir.
9- www.hhmi.org/senses/a/a110.htm
10- Michael I. Posner, Marcus E .Raichle, Images
of Mind, Scientific American Library, New York 1999, s. 88
11- Bertrand Russell, Rölativitenin
Alfabesi, Onur Yayınları, 1974, s.161-162 

Ana Sayfa
|