Top oynayan bir çocuğu izleyen bir
insan, aslında bu çocuğu gözleri ile görmez.Gözler sadece
ışığı gözün arka kısmına iletmekle sorumludur. Işık retinaya
geldiğinde, retinada çocuğun ters ve iki boyutlu görüntüsü
oluşur. Daha sonra bu görüntü elektrik akımına dönüşerek beynin
arkasındaki görme merkezine ulaşır ve çocuğun düz, üç boyutlu,
ve kusursuz görüntüsü burada görülür. Peki beynin arkasındaki
çocuğun 3 boyutlu, kusursuz netlikteki görüntüsünü gören kimdir?
İşte burada karşımıza çıkan beynin ötesinde bir varlık olan
Ruh'tur.
|
Gözlerimize
minik tepetaklak olmuş görüntüler veriliyor ve biz çevremizde
bunları sağlam nesneler olarak görüyoruz. Retinaların üzerindeki
uyarıların sonucunda nesneler dünyasını algılıyoruz ve bu bir
mucizeden farksız aslında.2
Tüm bunlar bizi
hep aynı gerçeğe götürmektedir: Biz hayatımız boyunca, dünyayı bizim
dışımızda zannederiz. Oysa, dünya herşeyiyle bizim içimizdedir.
Biz, dışımızda sandığımız dünyayı aslında içimizde, beynimizdeki
küçücük bir noktada görürüz. Örneğin, bir holding patronu, holding
binasını, şehir dışındaki fabrikasını, otoparktaki arabasını, deniz
kıyısındaki yalısını, marinadaki yatını, emrinde çalışan yüzlerce
insanı, avukatlarını, ailesini, dostlarını hep kendi bedeninin dışında
bulunan varlıklar olarak düşünür. Oysa bunların hepsi, bu kişinin
kafatasının içinde, beyninin arka tarafındaki küçücük bir bölgede
oluşan görüntülerdir.
Söz konusu kişi bu gerçeği bilmez,
bilse de düşünmek istemez. Ama son model arabası ile geldiği holdinginin
önünde gururla dururken esen hafif bir rüzgar gözüne toz kaçmasına
neden olsa, bu gerçeği hemen anlayabilir. Tozdan dolayı kaşınan
sağ gözünü, gözü açıkken hafifçe kaşıdığında holding binasının yukarı
aşağı veya sağa sola doğru gidip geldiğini görecektir. İşte o zaman
düşünen bir insan, gördüğü görüntünün kendi dışında sabit bir varlık
olmadığını anlar. Çünkü gözünü kaşımasıyla görüntü gidip gelmektedir.
Sonuç olarak şu
bir gerçektir ki, her insan hayatı boyunca gördüğü herşeyi beyninde
görür ve hiçbir zaman gördüklerinin asıllarına ulaşamaz. Gördükleri,
dışarıda var olduğunu varsaydığı görüntülerin beyninde oluşan birer
kopyasıdır. Bu kopyanın aslına uygun olup olmadığı, dahası bir aslının
var olup olmadığı ise bizim bilgimizin dışındadır.
Bir materyalist olmasına rağmen, Alman
psikiyatri ve nöroloji profesörü Hoimar von Ditfurth, bu bilimsel
gerçek hakkında şunları söyler:
Argümanlarımızın
hareket ettirici kolunu nereye yerleştirirsek yerleştirelim, sonuç
değişmiyor: Etiyle kemiğiyle karşımızda duran, gözümüzün gördüğü
şey, "dünya" değildir, sadece onun imgesidir; bir benzeridir;
orjinalle ne kadar örtüştüğü tartışılır bir izdüşümüdür.3
Örneğin şu anda
başınızı kaldırıp içinde bulunduğunuz odaya baktığınızda gördüğünüz,
sizin dışınızdaki oda değildir. Siz odanın, beyninizin içinde oluşan
kopya görüntüsünü görürsünüz. Ve hiçbir zaman bu odanın aslını duyularınız
aracılığı ile görmenize imkan yoktur.
Kapkaranlık
beyninizin içinde aydınlık ve rengarenk bir görüntü nasıl oluşur?
Gözden kaçırılmaması
gereken çok önemli bir nokta daha vardır; kafatası ışığı içeri geçirmez.
Yani beynin bulunduğu yer kapkaranlıktır, dolayısıyla beynin, ışığın
kendisiyle muhatap olması asla mümkün değildir. Ancak siz, mucizevi
bir şekilde bu zifiri karanlıkta ışıklı, pırıl pırıl bir dünyayı
seyredersiniz. Rengarenk bir doğa, ışıl ışıl bir manzara, yeşilin
her tonu, meyvelerin renkleri, çiçeklerin desenleri, güneşin parıltısı,
kalabalık bir sokaktaki tüm insanlar, trafikte hızla yol alan araçlar,
bir alışveriş merkezindeki yüzlerce çeşit kıyafet olmak üzere herşey
bu zifiri karanlık yerde oluşur.
Buradaki ilginç
durumu bir örnekle açıklayalım. Karşımızda alev alev yanan bir mangal
ateşi olduğunu düşünelim. Bu mangalın karşısına geçip onu uzun süre
izleyebiliriz. Ama bu süre boyunca beynimiz, mangaldan gelen ışığın,
parıltının ve sıcaklığın aslı ile hiçbir zaman muhatap olamaz. Mangaldaki
alevin ışığını ve sıcaklığını hissettiğimiz anda bile kafamızın
ve beynimizin içi kapkaranlıktır ve ısısı hiç değişmez. Kapkaranlık
beynin içinde, elektrik sinyallerinin, rengarenk, ışıltılı, aydınlık
bir görüntüye dönüşmesi olağanüstü büyük bir mucizedir. Bu olayın
üzerinde derin düşünen insan, karşılaştığı harikuladelik karşısında
büyük bir hayranlık duyacaktır.
Işık da beynimizde
oluşur
Görme olayının
nasıl gerçekleştiğini anlatırken, hep dışarıdan gelen ışığın, gözümüzdeki
hücreleri harekete geçirdiğini ve bu hareketlenmenin görüntünün
oluşmasına neden olduğunu belirttik. Ancak, burada belirtilmesi
gereken çok önemli bir nokta daha bulunmaktadır. Gerçekte, beynimizin
dışında, bizim tanıdığımız anlamda ışık da yoktur. Bizim bildiğimiz,
tanıdığımız ışık, yine beynimizde oluşur. Dış dünyada, yani beynimizin
dışında ışık olarak tanımladığımız şey, elektromanyetik dalgalar
ve fotonlardır (fotonlar tanecik şeklindeki enerjidir). Bu elektromanyetik
dalgalar veya fotonlar, retinayı uyardığında, bizim bildiğimiz "ışık"
oluşur. Fizik kitaplarında ışığın bu özelliği şöyle ifade edilmektedir:
Işık
kelimesi fiziksel veya objektif bir manada, elektromanyetik dalgalarla
veya fotonlarla ilgili olarak kullanıldı. Aynı kelime psikolojik
bir manada elektromanyetik dalgalar ve fotonlar, göz retinasına
çarptığı vakit insanda uyanan hisle ilgili olarak da kullanılmaktadır.
Işık kelimesinin hem objektif hem de subjektif kavramlarını birlikte ifade
edelim: Işık, bir insan gözüne, retinanın uyarımından doğan görme
etkileriyle varlığını gösteren bir enerji şeklidir.4
Beynin içi kapkaranlıktır.
Işık beynin içine ulaşmaz.
|
Sonuç olarak, ışık
gözümüze gelen bazı elektromanyetik dalgaların veya parçacıkların
bizde oluşturduğu etki ile meydana gelmektedir. Yani dışarıda, beynimizdeki
görüntüyü oluşturacak bir ışık da yoktur. Sadece bir enerji vardır.
Ve bu enerji, gözümüze ulaştığında biz rengarenk, ışıl ışıl, parlak,
aydınlık bir dünya görürüz.
Renkler
de beynimizde oluşur
Biz doğduğumuz andan itibaren çevremizde
renkli bir dünya görür, rengarenk bir ortamla muhatap oluruz. Oysa
evrende tek bir renk dahi yoktur. Renkler beynimizin içinde oluşur.
Dışarıda sadece farklı dalga boylarına sahip elektromanyetik dalgalar
vardır. Gözümüze ulaşan, bu farklı dalga boylarındaki enerjidir.
Yukarıda da belirtildiği gibi biz buna ışık deriz, ancak bu bizim
bildiğimiz anlamda parlak, aydınlık bir ışık değildir, sadece bir
enerjidir. Beynimiz, bu farklı dalga boylarına sahip enerjiyi yorumladığında
biz bunları "renkler" olarak görürüz. Oysa ne denizler
mavi, ne çimenler yeşil, ne toprak kahverengi, ne de meyveler renklidir.
Onlar, sadece beynimizde öyle algıladığımız için öyledirler. Bilinç
ve beyin konusunda yazdığı kitapları ile tanınan Daniel C. Dennet,
bu gerçeği şöyle özetler:
TÜM RENKLER BEYNİMİZDE
OLUŞUR, DIŞ DÜNYADA RENK YOKTUR.
Dış dünyada renk yoktur. Renkler sadece
bakan kişinin gözünde ve beyninde oluşur. Dış dünyada sadece
farklı dalga boylarında enerji bulunmaktadır. Bu enerjiyi
renge dönüştüren beynimizdir.
|
Ortak
kanıya göre bilim, renkleri fiziksel dünyadan kaldırmış ve yerine
sadece renksiz, farklı dalga boylarındaki elektromanyetik ışınları
bırakmıştır.5
Dennet, beyinle
ilgili bir kitabında, renklerin meydana gelişi hakkında ise şunları
söylemektedir:
Dünyada
renk yoktur; renk sadece bakanın gözünde ve beyninde oluşur. Nesneler
ışığın farklı dalga boylarını yansıtırlar, ancak bu ışık dalgalarının
rengi yoktur.6
Bu bilimsel gerçeğin
daha iyi anlaşılması için renkleri nasıl gördüğümüzü kısaca inceleyelim.
Güneşten gelen ışıklar bir cisme çarptıklarında, her cisim ışığı
farklı dalga boyunda yansıtır. Bu farklı dalga boylarındaki ışık
göze ulaşır. (Burada ışık olarak bahsedilenin, aslında elektromanyetik
dalgalar ve fotonlar olduğunu, bizim tanıdığımız ışığın sadece beynimizde
oluştuğunu unutmamak gerekir.) Rengin algılanması gözün retina tabakasındaki
koni hücrelerinde başlar. Retinada, ışığın belli dalga boyuna tepki
veren üç ana koni hücre grubu vardır. Bu hücre gruplarının birincisi
kırmızı, ikincisi mavi, üçüncüsü ise yeşil ışığa hassastır. Bu üç
farklı koni hücresinin farklı oranlarda uyarılmaları sonucunda milyonlarca
farklı renk tonu ortaya çıkar. Ancak, ışığın koni hücrelerine ulaşması
renklerin oluşması için yeterli değildir. Johns Hopkins Üniversitesi
Tıp Fakültesi'nden araştırmacı Jeremy Nathans, gözdeki hücrelerin
renkleri oluşturmadığını şöyle belirtir:
Bir
koni hücresinin tek yapabildiği, ışığı yakalayıp yoğunluğu hakkında
bilgi vermektir. Renk hakkında size hiçbir şey söylemez.7
Koni hücreleri
algıladıkları bu renk bilgilerini, sahip oldukları pigmentler sayesinde
elektrik sinyallerine dönüştürürler. Bu hücrelere bağlı olan sinir
hücreleri de elektrik sinyallerini beyindeki özel bir bölgeye iletirler.
İşte hayatımız boyunca gördüğümüz rengarenk dünyamızın oluştuğu
yer beyindeki bu özel bölgedir.
Dolayısıyla beynimizin dışında renkler
yoktur, ışık da yoktur. Sadece elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar
şeklinde hareket eden bir enerji vardır. Hem renkler hem de ışık
sadece bizim beynimizdedir. Yani biz bir gülü kırmızı olduğu için
kırmızı renkte görmeyiz. Bizim bir gülü kırmızı görmemizin nedeni,
retinamıza çarpan enerjinin, beynimiz tarafından kırmızı olarak
yorumlanmasıdır.
Renk körlüğü, renklerin beynimizde
oluştuklarının önemli delillerindendir. Bilindiği gibi gözdeki retinada
oluşan küçük bir bozukluk renk körlüğüne sebep olur. Bu durumda
birçok insan yeşil ile kırmızıyı birbirinden ayırt edemez. Bu durumda
dışarıdaki nesnenin "renkli" olup olmaması önemli değildir.
Çünkü biz nesneleri onlar renkli olduklarından dolayı renkli görüyor
değiliz. Burada varmamız gereken sonuç şudur: Varlıklara yüklediğimiz
tüm nitelikler, "dış dünyada" değil beynimizdedir. Bizler
hiçbir zaman algılarımızı aşıp, dışarıya ulaşamayacağımız için maddelerin
ya da renklerin varlığını da bilemeyiz. Ünlü düşünür Berkeley de
bu gerçeğe şu sözleriyle dikkat çekmektedir:
Kısaca,
aynı şeyler, aynı zamanda bazıları için kırmızı, bazıları için
sıcak başkaları için tam tersi olabiliyorsa, bu demektir ki biz
yanılsamaların etkisindeyiz ve 'şeyler' ancak bizim zihnimizde
vardır...8
|
 
Üstteki resimde sol taraftaki
yeşil alanlar daha koyu, sağdakiler daha açık yeşil olarak görünmektedir.
Oysa her iki taraftaki yeşilin tonu -aşağıda da göreceğiniz
gibi- birbirinin aynısıdır. Ancak yeşillerin arasındaki kırmızı ve turuncu
renkler, gözümüzü aldatmakta ve renklerin tonlarını olduğundan
farklı görmemize neden olmaktadır. Bunungösterdiği
önemli gerçek şudur : Biz maddenin aslını değil,
sadece beynimizdeki yorumunu görürüz.
|
2- R. L. Gregory,
Eye and Brain: The Psychology of Seeing, Oxford University Press
Inc. New York, 1990, s. 9
3- Hoimar von Ditfurth, Dinozorların Sessiz Gecesi
4, Kitap, Çev: Veysel Atayman, Alan Yayıncılık, s. 256
4- M. Ali Yaz, Sait Aksoy, Fizik 3, Sürat Yayınları,
İstanbul, 1997, s. 3
5- Daniel C Dennett, Brainchildren, Essays on Designing
Minds, The MIT Press, Cambridge, 1998, s. 142
6- Daniel C Dennett, Brainchildren, Essays on Designing
Minds, s. 142
7- www.hhmi.org/senses/a/a110.htm
8- George Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri,
Sosyal Yayınları, Çev: Enver Aytekin, İstanbul: 1976, s.40

Ana Sayfa
|